Saygı değer meslektaşlarım ve değerli katılımcılar,

Göstergeler başka şey söylüyor, ama yaşlılar hayatlarından memnun görünüyorlar. Ama buna aldanmayalım. Emile Durkheim’in dediği gibi “İnsan aklı güvenilir değildir; sosyal dünyayı sadece titiz araştırmalarla tanıyabiliriz” (Diekmann, 2007, 31). Bu yüzden ülkemizin nüfus yapısındaki değişimler bizi, yaşlılık ve yaşlıların yaşam durumuyla şimdiye kadar olduğundan daha fazla ilgilenmeye zorlamalıdır.

Psikolojik ve psikiyatrik hasta, toplumdan soyutlanmış ve yalnızlaşmış yaşlılar çoğalıyorlar. Artık Türkiye’nin de gerçeklerinden biri haline gelen alkol, ilaç bağımlılığı ve intihar gibi yaşlılar arasında giderek çoğalan durumları tabulaştırmadan tartışmamız gerekiyor. Özellikle yaşlılıkta bakıma muhtaçlık sorunu ve genellikle bununla bağlantılı yaşlılara yönelik şiddet, ihmal ve istismar, ülkemizin gündemine taşınması gereken önemli konulardır. Yaşlı engellilerin yanı sıra, sayıları daha fazla olan çocuk ve genç engellilerin durumu gelecek açısından alarm veriyor. Yaşlı kadınların sorunlarına çözüm ararken, genç kadınların, büyükannelerinin akıbetine uğramamaları için bugünden önlem alınması gerekiyor.

Bu gelişmelerden etkilenmeyen hiçbir toplumsal alan olmadığı için bilim kollarının hiçbiri, kendisini bu gelişmelerin dışında görmemelidir. Yaşlanma ve yaşlılık, çok boyutlu ve karmaşık olgulardır. Tıbbi, psikolojik ve sosyolojik çözümler ile yaşlılık, pek çok kişinin ölümün dört gözle beklediği yaşam dönem olmaktan kurtarılıp, elbirliğiyle yaşanmaya değer bir yaşam dönemine dönüştürülmelidir.

Yaşam süresinin giderek uzaması ve bunun nerede sona ereceği bilinmezken, yaşlılık bugün hayatımızın üçte birini kapsayan bir yaşam dönemi haline gelmiştir. Elli yaşında torun sahibi olan bir kadının, torununu büyüttükten sonra, onun çocuklarının yapacağı evlilikleri görme şansı iyice artmıştır. Milenyumda dünyaya gelen kız çocuklarının yarısı 22.yüzyılı görebilecektir. Fakat sadece kadınların değil, erkeklerin de yaşam süresi aynı hızla uzamaktadır. Yakın gelecekte ülkemizin nüfusunun önemli bir bölümü, yaşı 60’ın üzerindeki insanlardan meydana gelecektir. Kaba tahminlerden hareket ederek 2050 yılında Türkiye’de bunların sayısının 30 milyonu aşacağını göz önüne almamız gerekir.

Artık insanlar kendilerine ne kadar yaşayacaklarını değil, nasıl yaşlanacaklarını sormaktadırlar. Modern Tıbbın sağladığı olanaklar, sağlıklı beslenme veya hijyenik ortamların yaygınlaşması gibi yaşam koşullarını iyi yönde değiştiren gelişmeler, hayata sürekli yeni yıllar eklemektedir. Ancak hayata eklemeyi başardığımız sürenin kazançlı bir dönem olabilmesi için başarılı yaşalanma ve yaşlılıkta yaşam kalitesi, kilit kavramlarımız olmalıdırlar. Hedefimiz yaşlılığı yoksulluktan kurtarmak, hastalık ve bakıma muhtaçlıktan arındırmak, aktif ve hayata dönük yaşlılar yaratmak olmalıdır. Bu teklif sadece birey açısından değil, sosyal güvenlik sistemleri açısından da çok kazançlıdır. Hasta ve bakıma muhtaç yaşlılar azaldıkça, sosyal giderlerimiz azalacak, dolayısıyla “boşalan kasalar” dolacaktır.

Öte yandan demografik yaşlanmanın ulusal etkilerinin yanı sıra uluslararası de bilimsel literatürde sürekli vurgulanan konuların başında gelmektedir. Geneli olumsuz olan etkileri giderek daha da belirginleşmekte, ekonomik ve politik küreselleşmenin yanı sıra, toplumsal yaşlanma olgusu da küresel bir sorun haline gelmektedir.

Birleşmiş Millet Teşkilatı’nın 1980’li yıllardan beri yaptığı uyarıların ciddiyetini kavramamız ve toplumsal yaşlanmanın doğurduğu sonuçlara karşı uluslar arası mücadelede yerimizi almamız gerekmektedir. Antalya’da 28-30 Nisan 2010 tarihleri arasında dördüncüsünü düzenleyeceğimiz Uluslararası Sosyal ve Uygulamalı Gerontoloji Sempozyumu, bu ortak mücadelenin bir göstergesi ve yaşlılığı yaşanılır bir yaşam dönemi kılabilme isteğinin bir meyvesidir.

Uluslararası Gerontoloji Sempozyumu, toplumsal yaşlanmanın farklı düzlemlerdeki baskılarını hissetmeye başladığımız şu dönemde yaşlılığın “ağlayan” yüzünü güldürmek üzere planlanmıştır. Ulusal ve uluslararası pek çok bilim insanının katılımıyla önemli bir bilim şölenidir. Türkiye’nin uluslararası Gerontoloji alanına açılan kapısıdır. Bilimsel katkılarının yanında ülkemizin imajı ve farklı istihdam alanlarının algılanmasına katkıda bulunmaktadır. Yaşlılığın planlanabilir bir yaşam dönemi olduğunu bilimsel kanıtlarıyla ortaya koymakla kalmayıp, gerontolojik uygulama alanlarına dikkat çekmektedir. Amaç sadece sorunları masaya yatırmak değil, aksine çözümlerini ortaya koyarak, bunları masadan kaldırmaktır. Genç ve dinamik geleceği için yerel ve merkezi yönetimleri demografik gelişmeler konusunda uyarmak, daha iyi sosyal politikalar üretebilmek için ihtiyaç duydukları bilgileri aktarma isteğinin somutlaşmasıdır.

Yaşlanmanın sadece yeterlik kaybı anlamına gelmediği, aksine yeterlik kazançlarıyla da bağlı bir süreç olabilmesi için yaşlanan insanların ekonomik, sosyal ve psişik birikimlere ve bunları kullanabilecekleri yeteneklere ihtiyacı vardır. Bu yüzden 2005 yılında sosyolojik, psikolojik, kültürel, tıbbi, medya, turizm gibi boyutların ele alındığı ilk sempozyumun hemen ardından 2006’da düzenlenen ikincisinde toplumsal yaşlanmanın sosyal ve uygulama boyutları ele alınmıştı. 2008 yılında düzenlenen üçüncü sempozyumda güncel gerontolojik konulara ek olarak tabulaştırılan konulara da yer verildi. Şimdi 2010 yılında dördüncü kez kapılarımızı Gerontoloji dünyasına açmak üzere çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Yaşlılığın sürekli değişen simalarını ortaya koyacak olan sempozyumda, yaşlılığın bilinçli girişimlerle planlanabilir anlamlı bir yaşam dönemi olabileceğini göstermeye çalışacağız. Aktif, hareketli ve topluma katılan yaşlıları çoğaltma isteği ve bunun nasıl başarılabileceği konularında bilgiler aktarırken, yaşlılığın sorunlarını da göz ardı etmeyeceğiz. Aktif yaşlıların farklı boyutlardaki girişimlerle çoğalacağını ortaya koyarken, uzun ömürlülüğün yarattığı en önemli sorunların başında gelen Alzheimer hastaları ve bakıcılarının özel sorunlarını “unutmayacağız”. Yaşlılıkta sosyal, psişik ve fiziksel sorunlara dikkat çekerken, ilk defa bu sempozyumda göç ve yaşlılık, göçün değişen yönü ve göçte yaşlanmak gibi konulara yer vereceğiz. Son yıllarda Gerontolojinin büyük ilgi duyduğu yaşlılara yönelik teknoloji hakkında bilgiler aktarılacak olan sempozyumda Türkiye’nin Gerontoloji alanındaki gelişmesi hakkında detaylı bilgilere vereceğiz.

Türkiye açısından önemli olduklarına inandığımız vizyon ve misyonuyla, bu sempozyumun gelenekselleşmesinden bilim dünyamız ve toplumumuz önemli tecrübeler elde etmektedir. Dördüncü Uluslararası Sosyal ve Uygulamalı Sempozyumu’a katılımınızı bekler, saygılarımı sunarım.

Prof. Dr. İsmail TUFAN
Prof. Dr. Hakan YAMAN
IV. Türkiye Sosyal Ve Uygulamalı Gerontoloji Sempozyum Eşbaşkanları

Diekmann, A. Empirische Sozialforschung: Grundlagen, Methoden, Anwendungen. Rowohlt: Reinbek bei Hamburg, (2007).

ANASAYFA
AMAÇ
GENEL BİLGİLER
ÖNEMLİ TARİHLER
BİLDİRİ SUNMA
BİLİMSEL KONULAR
BİLİMSEL PROGRAM
KURULLAR
KAYIT / KONAKLAMA
ÖNCEKİ SEMPOZYUMLAR
SPONSORLUK
İLETİŞİM
ENGLISH
 
 
 
Copyright © gerontoloji2010.com designed by kadılar interactive